sesine alışmak istemiyorum demişti adam …
sesine alışmak istemiyorum demişti adam gözleri hala gözlerindeydi. kız başta anlamamıştı demek istediğini içten içe kızmıştı bi anda. sesine alışmak istemiyorum, her duyuşumda ilk duyduğum anı yaşamak, tekrar heyecanlanmak istiyorum diye devam etti adam. kız yattığı yerden dinliyordu onu, nemli vücudunu yarım yamalak örten tek şey kendine doğru çekiştirdiği gömleğiydi. söylediği şeyler kızın ruhunu okşar nitelikteydi. o anlattıkça kız bazen gülümsüyordu, bazen utanıyordu. al al olmuş yanaklarına yakışan gamzeleri güldükçe ortaya çıkıyordu.
adam anlatmaya devam ettikçe kız gözlerinin içinde kaybolup gitmişti bile ama düşündüğü şey yanındaki adamdan bir başkası değildi, olamazdı, olmamalıydı. yıllardır aradığı huzuru bulduğunu farketti onun yanında, onu gördüğü an her şeyi unuttuğunu, ne kadar kötü olursa olsun onun yanındayken kendini ne kadar mutlu hissettiğini düşünüyordu. belkide ilk kez kendini yanında bu kadar rahat hissedebildiği bir erkekle beraberdi. bir yandan da korkuyordu her şeyin çok iyi ve bir anda olmuş olması …
belkide sonsuza dek bu mutluluğu paylaşmak istiyordu onunla. sonra olmasını istemese de bir gün bu mutluluğun bozulacağı gün geliyordu aklına. sonra geleceği düşünmekten vazgeçiyordu. her zaman aynı şeyi yapıyordu. geleceği düşünmekten o anın tadını çıkarmayı asla başaramamıştı.
gözlerini kapadı, elleri erkeğinin avuçlarındaydı. onu kendine doğru çekti ve öptü. bir daha ve bir daha. sarıldı sonra. kafasını göğüslerine yasladı, saçlarıyla oynamaya başladı. bir anda biliyor musun dedi. biliyor musun ben senin yanındayken o kadar huzurluyum ki, nasıl oldu hiç bir fikrim yok. ama beni bu kadar mutlu edebilmen, çok değişik. ben hiç böyle şeyler hissetmemiştim dedi.
adam gülümsedi. onun da gamzeleri vardı. dışardan gözüken o sert yapısından eser yoktu. aynı şeyler benim içinde geçerli, senin yanında bende çok huzurluyum. sarılıp bir daha bırakmak istemiyorum derken kızın gözleri dolmuştu. içinden tanrım çok mutluyum diye bağırmak geliyordu. sıkıca sarıldı, derin bir nefes alıp tüm kokusunu içine çekti.
tam o şekilde dururken ölmeyi düşlüyordu bir yandan. o an ölmek. mutlu bi şekilde. erkeğinin kollarında.
sonra bi anda nefesi kesildi.
hissizleşti.
karanlığın içine gömülürken tüm mutluluğu zorla çekilip alınıyormuş gibi hissediyordu.
…
gözlerini açtığında odasındaydı.
aynı tavan, aynı duvarlar ama burnunda onun kokusu.
farkında olmadan ağlamıştı da, göz yaşlarını sildi. yatağında öylece otururken yine onu düşünüyordu. onu bir an hayal etmek bile tekrar mutlu olmasına yetiyordu.
yerinde duramadı. her sabah yaptığı gibi telefonunu eline aldı ve günaydın mesajını attı. hiç eksik etmezdi. çünkü ona sürekli düşünüldüğünü hissettirmek hoşuna gidiyordu. bir saniye bile onu mutlu hissettirmek için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdı.
dayanamadı peşine rüyasını anlatan bir mesaj da attı, rüyası değil aslında sürekli yaşadıklarını rüyasında tekrar görüyordu. o anları tekrar yaşadıkça daha da bağlanıyordu ona.
adam hala uyuyordu. kız hazırlandı çıktı evden. onu bir gün bile görmeden yapamıyordu. adamın evinin yolunu tuttu. giderken her zamanki gibi sandiviç ve biraları almayı unutmamıştı. beraber hep böyle kahvaltı ederlerdi. eve yaklaştığında kalbi yerinden fırlayacak gibi olmuştu. kapıyı çaldı. erkeği kapısını açtı.
mutlulukla açtı. yüzünde onu görmenin verdiği şaşkınlık, uykudan uyanmanın verdiği sakinlik vardı. kocaman açtı kollarını kıza sıkıca sarıldı. dairenin girişinde bi süre öyle kaldılar. mutlulardı, hep öyle kalmak istiyorlardı.
sonra içeri doğru ilerlerken ikiside birbirleri için ne kadar değerli olduklarını düşünüyorlardı. çok mutlulardı ve bozulmaması için ellerinden geleni yapacaklardı. mutlu olmayı hak ediyorlardı.
sonra sesine alışmak istemiyorum demişti adam …





